9 Kasım 2013 Cumartesi

ADI BELLİ : İLKER'di ADAMLARIN HEPSİ...


Nereden başlayacağıma karar veremediğim bir yazı satırı gibisin bazen.Kelimeleri bir araya getirsem de ifade edilememiş anlamsızlık bazen de...Harflerle ne kadar savaşırsam savaşayım,üstelik onları yan yana getiren güç ben olduğum halde;bir bakıyorum onlar başını alıp gitmiş çoktan.Yani hükmedemediğim ve ancak başını alıp gittiklerinde farkettiğim harflerdensin çogu zamanda.Yani altı üstü yirmi dokuz harfsin sadece.Sonra bazen sokakta rastladığım aslında hiç tanımadığım halde 
--''Bunu benim gözüm bir yerden ıssırıyor''
dediğim deyimsin ben de.Yani tanımadığım birine kullandığım aslında anlamsız bir kaç kelime.İçinde hayat bulduğum bazen ama;bazen de gidişlere göz yaşı dökmeme şahit olan odamsın.Üstelik gidenlerin hepside sensin.Dinlemediğim de bana inatla bağırıp çağıran,nasihat veren tam da yatağımın üzerine çöreklenmiş tavanım...Dinlediğimde ise hiçbir şey duyamadığım sessiz sedasız odam.Anlayacağın sessiz ile seda bile terketmiş beni.Onlar bile senin kadar olamamış baksana,sana saygısızlık edip gitmişler senden önce.Sen bile sana saygı duymuşken,gitmek için seni beklemişken üstelik...
Tanıyan,bilen,soran herkes dört harfli bilirdi seni ; ADAM! oysa ki adın İLKER'di .Tam tamına beş harfli.Yani özünden bir fazla.Artık herkesinde bildiği gibi kocaman bir sen vardın okudukları tüm yazılarımda,bir de satır aralarına sığdırılmış ufacık ben.Yani özünden bir fazla sen...
Haaa unutmadan,Yazılarımda hep bir FAHİŞE 'den bahsederdim altı harften oluşan.İşte o FAHİŞE en başından beri bendim,Yani DİDEM.Aslında sadece beş harften oluşan.
Yani özünden bir eksik ben.
SORUSU OLAN ?

2 Temmuz 2011 Cumartesi

YAZILARININ FAHİŞESİ...

Bir kukla gibi atılmak mı olay mahaline?
üstüme örtülmesi gereken ceset üstü gazetelerin altımda ezilmesi mi, günlük rezil haberlerle birlikte?
bir sürtük edasıyla uyumak mı ölüm taklitlerim sadece
yoksa tüm çıplaklığımı örten sadece siyah bir tül mü bedenimdeki cinayet izleriyle birlikte
ayaklarım başıma mı yakın olmuş,yoksa bedenim ikiye mi bölünmüş
üstüme ışık mı süzülmüş yoksa kendi karanlığım karanlığınıza ışık mı tutmuş?
Haydi tut kollarımdan kaldır beni arşa doğru, daha fazla ezemeyecek sürtük uykularım ve cinayet izleriyle dolu cesedim sizin rezil gazete haberlerinizi...

ALİCE DÜNYADAYDI...

Aslında kırılmazdı hiç,bozulmazdı da,sapa sağlamdı elleri,kolları ve bacakları ve en önemlisi de kalbi.Bir adam çıkıp ona gel diyene kadar normaldi her şey,bir adam çıktı ve sesini duyurdu ''GEL'' dedi ''GEL ALİCE'' ...Ve gitti Alice'de çağrılarına...gitti ve güzel geldi herşey yüreğine.Her ne kadar adamın sarhoş olduğunu bilse de,sarhoşluğundan ötürü masum yalanlar söylediğini düşünse de.Adam için masumdu söylenenler ama Alice için öyle değildi duydukları..Sabah ayıldığında hiç bir şeyi hatırlamayacağını da biliyordu adamın yada hatırlamaz numaralar yapacağını.Alice gelirken kendi diyarından armağan olsun diye mantarlarından getirmişti ya adama...O yüzden biraz sarhoştu adam,kendi diyarından olmayan birşey onu böyle yapmıştı.Yine de izin verdi adama bir günlük sevgililiği yaşatmasına.Gece kırıldı eli,kolu,bacakları,kırıldı duyguları...Tamiri hiçte zor değildi aslında ama güzel gelmişti tek gecelik bu oyun ona,mutlu olmuştu.Adamın yanında acıdı içi,darmadağın oldu bütün gün ama umursamadı Alice. Aşk değildi bu,sakın korkmasın adam sadece güzel bir anı olacaktı her şey... 
Ama adamı da ne şekilde kalırsa kalsın hayatında görmek,kaybetmek istemiyordu bebek...Kalsın hayatında,ister saati sorup duran tavşan olarak,ister başka bir şey ama kalsın istiyordu.Ve gitme zamanıydı,Alice kolunu,bacağını,ellerini ve kalbini topladı etraftan koydu cebine ve tuttu harikalar diyarının yolunu.Savrulan parçalarından ziyade yaşadığı acı başka yerde başka birşeydi...İçine dünyayı aldığı hissi yaratan o kopuk iki bacağının arasındaki koca delik ve yanında iki damla kan .Oysaki tek istediği tek gecelik tiyatro sahneleri paylaşmamaktı adamla..Alice adamı da götürmek istemişti harikalar diyarına...Ama başaramadı,olmadı...Adamın o masum sandığı yalanlar acıttı Alice'İn içini... Adam bir daha ki sefer Alice'i kırılmış kol ve bacaklarla değilde gülen yüzüyle uğurlamalıydı yanından çünkü toplaması çok zor oluyordu dağılan parçaları etraftan,en zoruda topladıklarını yine doğru yerlere yerleştirmeye çalışıpta bazen başaramamaktı...Ama o çok güçlüydü...O Alice'di...Şimdi harikalar diyarında düşünüyordu tüm bu olanları,kafası yere düşmüş,kopuk iki bacağı ve bacaklarının arasında içine dünyayı almış hissi yaratan o koca delikten akan kanlarıyla...
YİNE BENDEN BİR HAYAL... 

GİTME DE,KAL DE BANA AMA BEN YİNE DE GİDEYİM...

Dört duvar arasına sıkıştırılmış aşk,korkuyla sevginin birbirine bulaştığı bir evde.şehvetin alkolle ortaya çıktığı salonda ve kaybedilen bedenlerin olduğu yatakta.ben buradayım hep yanında.gitmeme izin verme sakın.cünkü ben de insanım sonuçta,egolarıma yenik düşebilirim,ağlatabilirim herkes gibi kendimi de.arkamı dönüp gitmek kolay olur üstelik,çevirip başımı bakmam bir adım geri.beklersin gerilerde,geçmişimde bir yerlerde.siyah beyaz karelerin yaşandığı sıradan bir sokak arasında gidişim olur esaretimin başlangıcı ve sonra başlar herşeyin acımasız sonu.acılara gebe kalır,kanlar boşaltır,kendi özümü doğururum yine sonunda yine kendimi yine kendimi.bakakalırsın ardımdan ellerin ceplerinde, başın öne eğik ama gözlerin gidişimin hemen yanında.gitme demen çözüm olur mu inan bilmiyorum.ellerimi nereye koyacağımı şaşırmış,ceplerime bile sokamazken soğuktan korunmak için ve saklamazken gözyaşlarımı nasılsa göremeyeceksin ya ardımdan,başım dimdik ama gözlerim hemen yanı başında tıpkı seninkiler gibi kabul etsek göreceğiz gerçekleri ama gidişimizi kabullenme çabasındayken nasıl olur da kal demeyi yedirebiliriz ruhlarımıza.bu kadar gurur koyarken aşkın arasına nasıl olur da kırar,yıkar,dağıtır,parçalar,yakarız duvarlarımızı elimizde en güçlü kırıcımız aşkımız varken üstelik.nasıl yapabiliriz.bak gitme demiyorsun bile bana oysa ki ben içimden ne olur gitmeme izin verme diye yalvarırken.gidişimde ki acıyı sana ruhumu yanında bırakarak anlatırken ama sen anlamıyorken.yapacak hiçbir şeyimiz yok anlaşılan.gitmeme izin verdin ve gidiyorum.siyah beyaz sıradan sokak arası fotoğraflarımız da sadece seni bırakıyorum ama gidişimin izlerini silmeden gidiyorum,üzgün değilim bunun için.bu karede sadece biz vardık şimdiyse sadece anılarım ve sen kaldın...GİTME DE, KAL DE BANA AMA BEN YİNE DE GİDEYİM...

7 Mayıs 2011 Cumartesi

...KONSOMATRİS...

Asfalt üzerinde boş sokağa doğru yankılanan --tık--tıkır--tıkırt--tık--tıkı-- nal sesleri,çocukken duyduğum...
Gözlerimi kapatıp yüzümde oluşan bir tebessümdü,çocuktum...
Huzurmuş tam anlamıyla;büyüyünce anladım.Yine geçenlerde birinin gögüs asfaltına başımı yaslamış kalp atışlarında --tık--tıkır--tıkırt--tık--tıkı-- sesleri duyup çocukken adını bilmediğim o hisleri o anda tekrar yaşadığımda anladım.Bu yüzden sevmiştim.
Huzur - Sen - Sen - Huzur 
anlattığımda etrafıma,sorulan tek soru '' o kadar mı sevdin '' ?
Halbuki üç ya da dört kelimeydi topu topu tüm anlatımım.Yere göge sıgdıramamazlık değildi yaptığım.
Neyse artık konuyu değiştirelim biraz.
Alkol kerhanesinde satışı yapılan sarışın,esmer,kızıl,renk renk içkiler; melez,zenci,beyaz...
Beyaz ?
Alkol...
Kalbimde ki konsomatris çok yorulmuş,çok yaşlanmış,çok hırpalanmış,ne olmuş,ne olmuş ?
Ne olmuşsa olmuş belki bu sebeptendir çabuk pes etti,çabuk sarhoş oldu belki , belki sadece mayhoş ya da ne bileyim işte biraz ucuza gitti konsomatrisin aşkı.
Bir gönül içkiye tav oldu, bir shotlık kalp --tık--tıkır--tıkırtısına bu geceki satışlarını kapattı.
Bu gece ki ?
Yarın ?
Yıl ? 
Yıl,Yıllar ?
Evet yıllar...
miyav,hav hav , ne ?
duydun mu ?
Kedi havladı mı , köpek miyavladı mı , demokrasi çatırdadı mı, kıtırdadı mı yoksa ?
demokrasi , hırsız mı 
Nuri Alço'da roptesambır
orospunun ağzında sakız 
resmi binaların bahçelerinde sadece bir heykel-büst
Didem'in kaleminde yazı
yoksa senin dudaklarında harf mi ?
Hırsız ?
Ne çaldın sen bakayım evladım .
bir velet'in çocukluğunu
bir yaşlının bastonunu
benim neyi mi ?
Sen - Sen - Sen mi - Seni mi 
Aaa evet ya
bizim aşkımızda Demokrasi yoktu .
Sen erkektin,
Ben kadın.
Sen heşeyi yapardın 
Ben asla
Sen İlim İrfan sahibiydin 
Ben İlim ve İrfan'a ait.
Ben o gece içki kerhanesinde masana gelen ve senin bir shot aşka,bir bardak gönüle satın aldığın konsomatris.
Huzur nerede ?
-- tık -- tıkır -- tıkırt -- tıkı -- tık 
Aaa evet ya
Kalbinde -- Kalbimde -- Kalp -- KAL ...                                                                                         DİDEM DİNÇ

...BEN YOLUMDAMIYIM ki SİZ VE GERİDE KALAN HERŞEY YOLUNDA OLSUN...

Yaşadığım her aşk bir çocuk doğurttu bana.bazıları acımasız oldu birden fazla doğurmama sebep oldu.
Yazdığım her yazı doğan yeni bir bebekti.onlar bu kadar değerliydi.peki ya onları doğurmama sebep olan kişilerde yaşanılan aşklar bu kadar değerli miydi acaba ?
ve değerli olan onlar mıydı yoksa onlara beslediğim aşk mı.ben ''O'' n da ki aşka giden yolda kullanıyordum her bedeni piyon olarak.peki ya onlar bunun farkında mıydı.
Bırakın düşünmeyi bir kenara.sizin için '' O '' o an için ne anlam ifade ediyorsa o olsun ne fark eder ki...
ne değişir ki asıl anlamını bilmeseniz.ben aşkın anlamını yaşamaya çalıştım da ne oldu.yüzlerce çocuk doğurdum Dünya'ya.sizin görmediğiniz,okumadığınız.bazıları hırçın ve yaramaz,bazıları asi ve ukala,bazıları nefret dolu ve iğrenç,bazıları çok mutlu ve hızlı,bazılarıysa boş-beleş...
diğer bazıları mı? ben...baştan başa ben işte...
beni merak edecek bir şey yok,sen iyi misin?
cevap verme merak etmiyorum zaten...laf olsun torba dolsun dedim...
merhaba ben Deniz Didem ...
Sen kimsin?
Sen kimsin ki...
beni bunca çocukla koydun bir başıma,bir türlü büyümüyorlar ve gün geçtikçe daha da baş edilmez bir hal alıyorlar...
yoruluyorum bazen çocuklarıma bakarken.
bunalıyorum...
karnım yine burnumda.
işte yine bir çocuk
yine hamileyim bir piçe daha... 
piyonlarım çok olmaya başladınız ama ...
WHY ?
döl yatağı kalbimi söküp atmak istiyorum bir döl bankasına... 
başkalarının işine yarar mı dersin
başkalarının işine yarar mı dersiniz
soru soruyorum cevap versene...
soru işaretleri kullanmadım diye cevap vermiyorsan yanılıyorsun.bazen işaretler sadece seni sana vurgulamak için kullandığım gereksiz şeyler haline geliyor yazdığım bunca saçmalık yanında...
anladın mı demek istediklerimi...ben anlamadım da :
sancılarım başladı suyum geldi,çocuk geldi...al kucağına...cevap ver bu hangi piyonun piçi...
bunun babası kim...
hep merak ettin bunca bebe kimden böyle diye...
Meryem Ana da bu kadar bakire miydi O bebe dünyaya geldiğinde.
bırak beni gideyim artık...yetmedi mi bunca pic sana.bana yetti mi diye sorarsan,senden olduğu kadar oldu ve yeter! bir satranç da tek piyon yok ki.bırak yoluma gideyim;daha çok aşk var önümde.çöz kolumu bacağımı.özgür bırak döl yatağımı...
peki ya BEN YOLUMDA MIYIM ki SİZ VE GERİDE KALAN HERŞEY YOLUNDA OLSUN... 
Bebeklerimin hepsinin babası da benim belki;tıpkı anneleri olduğum gibi...
hadi bırak beni...
bebeğim ağlıyor süt vakti geldi..
sütün varmı biraz..
gögsüm sızlıyor altında kalbimin olduğu...olmadığı...
bebeklerimin karnı aç .. neye ihtiyaçları var sorayımmı sana...hadi sordum gitti...
biraz Kalbin var mı peki ?

                                                                                                 DİDEM DİNÇ



...BEYAZ TANRI...

Öyle çok istemişsindir ki barış yapan vücutların savaşını,
Öyle çok istedim ki barış yapan vücutların savaşını izlemeyi.
Ve izledik beraber, sırılsıklam,kanayarak,doyarak ve yanarak.
Her nefes alış veriş bir barışken,dökülen her damla ter savaştı bedenlerle delicesine...
Aktı kasıklara,aktı uzuvlara 
Canlar acıdı çok fazla
Ölenler oldu her savaşta biraz daha,biraz derin,biraz ıslak,biraz sperm bulaştı canlara.
Düştü yataga tüm barışmalar,tüm savaşlar
Sanki hem savaşı hem barışı onlar yapmamış gibiydiler düştüklerinde yataklara
Solumalar sıklaştı,çığlıklar arttı; kalplere yapılan her darbede
Sonra sustu...
Sonra ?
Sessizlik...
Ve öyle sessizlikti ki bu kalp atışları bile devrilmişti gögüs astfaltlarına tek tek ve birden bire
Son çırpınışlarla son bedenlerde yenik düşmüştü geceye
Mumların ışığıyla bedenlerin gölgesi son gerçekleri olmuştu 
Oysa ki düşündükçe çoğalmış,düşündükçe azalmışlardı...
Yaşamın azalması için ölümü düşünmeye gerek var mıydı ?
Varlığın yarattığı ağırlık hepi topu 21 gramlık bir ruh iken ...
22 gram olmayı düşünerek başarabilirler miydi acaba ?
Başarabilmişler miydi yada ? 
Sessizlik bu sorulara cevap vere dursun onlar başka bir boyutta ateşkes imzalamaya başlamışlardı bile
O dev adamın, o dev cüssesi kollarını açtığı gibi iki yana, birden bire zaman durmuştu 
Dökülen terler havada asılı kalmış,
Solunan nefesler zamanda yok olmuştu.
Bembeyaz, karalanmamış, tertemiz,
Anla işte bembeyaz yani.
Sonra birden devin parmakları zamanda dalgalanmalar yaratmaya başlamış ve dalgalanmalar renklere dönüşmeye başlamıştı beyazın üzerinde
Dişi ürktü,korktu ilk başta 
Renklerin onu kirleteceğini,beyazına kan bulaştıracağını düşündü 
Renkler büyülü bir şekilde çevrelemeye, kulaklarında ses olmaya başlamıştı dişinin,
Sonra kapadı gözlerini çünkü dev öyle şeyler yapıyordu ki parmaklarıyla, dişi bunları nasıl yaptığına anlam veremesede, renklerin sesleri olduğunu ve bu sesleri sadece O devin duyurabildiğini anlamıştı.
Devde kapadı gözlerini renkler vücutlarına değdikçe can gelmeye başlamış savaş alanı barışa seslenmeye başlamıştı.
Renklerin sesleri vardı ve onları bu iki beden duyabiliyordu
Üstelik bunu dişide de olmasına ragmen yapamadığı eller yapıyordu ,dev yapıyordu bunu 
Tanrı oluverdi dişinin yüreğinde dev.
BEYAZ TANRI...
İşte öldükten sonra 21 gramlık bedenlerin 22 gram olmayı başarabildiği tek ve ilk an o an olmuştu.
Onlar başarmıştı bunu.
Bir dev vardı,
Bir dişi vardı
Sonra BEYAZ TANRI
Ve 22 gram kaldı 
Ölümden sonra ki imkansızın başarılabildiği tek zaman dilimi yaratılmamış olandı ve BEYAZ TANRI bunu başarmıştı.
Gören sadece ikisi
Ama duyan milyonlarca savaş şehidi vardı renklerin seslerini.
Açtılar gözlerini tuttular birbirlerinin avuçlarını 
Renkleri görmüş,sesleri duymuşlardı şimdi kokularını içlerine çekme zamanı gelmişti
Avuçlarını sıkıca kavradılar birbirlerinin ve kaldırdılar arşa doğru 
Avuçları yaşam kokuyordu 
Duyuyor - Görüyor - Kokluyor ve Yaşıyorlardı...
Birbirlerini öldürmelerine rağmen yaşıyorlardı
Tek şahit onlardı
Sadece BEYAZ TANRI 
Ve 22 gram vardı ...  
                                                                                       DİDEM DİNÇ